SOLUNUM HASTALIKLARI

Göğüs ve Akciğerler

Akciğerler, göğüs boşluğunda bulunan iki hava dolu organdır. Batın boşluğundan, diyafram
adı verilen kasla ayrılırlar.
Her akciğer bir plevra zarı ile kaplıdır. Bu zar, göğüs duvarından akciğer hareketlerini kolaylaştıran kayganlaştırıcı bir sıvı ile ayrılır.
Nefes alındığında göğüs kafesi genişler ve hava ile dolarak akciğerler büyür.
Burun ve ağızdan alınan hava larenksi (gırtlağı) geçer ve nefes borusuna (trakea) ulaşır. Trakea, her birine bronş adı verilen iki hava yoluna ayrılır. Bu dallanma akciğerlerin uzak bölgelerinde çok küçük hava yolları oluşturacak şekilde devam eder.
Her hava yolunun içi kendisini temiz tutmaya yarayan ince kıllar (silia) ihtiva eden hücrelerle kaplanmıştır. Bu katmanın altında, bazı durumlarda kasılarak hava yolunu daraltabilen bir kas katmanı bulunur.
En küçük hava yolları, bir üzüm salkımı gibi görünen alveollerdir. Alveollerin duvarları incedir ve çok küçük kan damarları içerirler. Bu yapı oksijenin kana karışmasını ve vücudun diğer bölgelerine ulaşmasını sağlar. Karbondioksit bu kan damarlarından hava yoluna geçer ve bu yolla vücuttan uzaklaştırılır.
Röntgen ve diğer görüntüleme yöntemleri
Göğüs filmi akciğerleri ve hava yollarını görebilmek açısından yararlıdır. Filmde akciğerler normalde siyah görünür, ancak bazı hastalıklarda bir “gölge” saptanabilir. Akciğerlerde gölgelenmelerin pek çok sebebi vardır ve bunları açıklamak için diğer tetkikler gerekir.
BT (bilgisayarlı tomografi) bir ekmeğin dilimlerine benzer şekilde göğüsün farklı düzlemlerinde çekilen bir dizi röntgenden oluşur. BT, gölgenin nedeni ve nerede olduğuna dair iyi bir fikir verir. BT çekimi esnasında hasta 30 dakika kadar cihazın içinde yatar halde kalmalıdır. Prosedür biraz sıkıntılı olmakla birlikte ağrılı değildir.
Akciğer damarlarında bir kan pıhtısının bulunduğundan şüphelenildiği durumlarda (pulmoner emboli) bir ventilasyon-perfüzyon sintigrafisi gerekebilir. Bu tetkikte, bir toplardamara enjekte edilen radyoaktif madde röntgen filminde akciğer damarlarını, sonunum yoluyla verilen radyoaktif hava ise hava yollarını görünür hale getirir.
Tüm bu tetkiklerde ışınlar çok küçük dozlarda kullanılırlar.

Zirve Akım Ölçümleri

Zirve akım ölçer (peak flow metre) nefesle verilebilen maksimum hava akımını ölçer. Zirve akım ölçümleri astımda hava yollarının ne kadar daraldığını gösteren, kolay uygulanabilen bir testtir. Bu yöntemle, astımın tedaviye cevabı değerlendirilebilir. Zirve akımı ne kadar fazlaysa, astım o derece iyi kontrol altında demektir.
Reçeteyle alınabilen zirve akım ölçerleri hastalara, evde tedavilerini monitörize etme olanağı verir.
Bir çok hastaya günlük değerlerini kaydedebilmesi için bir zirve akım çizelgesi verilir. Ölçümler sabah ve akşam inhalerler kullanılmadan önce yapılır. Bazen rahatlatıcı inhalerlerin yararını tespit edebilmek için inhaler kullanımından 15 dakika sonra yeniden ölçüm yapılır.
Sabah ve akşam değerleri arasında büyük farklar olması, astım kontrolünün yetersiz olduğunu gösterir. Ulaştığınız en iyi değeri hatırınızda tutmanız ve takip eden ölçümleri bu değerle karşılaştırmanız hekiminizin ve sizin hastalığın ağırlığını tespit edebilmenizi ve doz artırmaya gidilip gidilmeyeceği konusunda yönlenmenizi sağlar.                


Zirve akımı nasıl ölçülür?

Cihazı ibrenin hareketini engellemeyecek şekilde yatay olarak tutun.
Derin nefes alın.
Cihazın ağızlık kısmını dudaklarınızla kavrayın ve buraya olabildiğince hızlı ve güçlü bir şekilde üfleyin. Üflemenin çok uzun sürmesi gerekmez, kısa ve hızlı bir üfleme yeterli olacaktır.
İbrenin ulaştığı yerde skaladaki değeri okuyun.
Her bir ölçüm kısa süre ağırlıklı olarak, üç nefes uygulaması ile yapılır ve onlardan sadece en yüksek olan değer kaydedilir.

Spirometri


Spirometri, akciğer hastalıklarını araştırmada en yaygın kullanılan testtir. Spirometre adlı bir cihaz kullanılarak akciğerlerin ne kadar iyi solunum yapabildiği değerlendirilir.
Bu tetkikte, derin nefes alındıktan sonra akciğerler boşalana değin hızla nefes verilir. Belirli bir zaman süresince verilen havanın miktarı kağıt bir çizelge ile elektronik bir ortamda kaydedilir.
Spirometri, akciğer hastalıklarının tüm tiplerinin tanısında yardımcı olabilir. Astım veya kronik bronşit gibi hava yolu daralması ile seyreden hastalıkları, akciğer fibrozu gibi akciğer kapasitesini azaltan hastalıklardan ayırdetmede faydalı olabilir.
Spirometri, astımda rahatlatan inhaler aracılığıyla kullanılan bronkodilatör ilaçlara cevabı değerlendirmekte kullanılabilir. İnhaler kullanmadan önce bir ölçüm yapılır, sonra inhaler (2 nefes) kullanılır ve 15 dakika sonra ölçüm tekrarlanır. Astımın kontrol düzeyine bağlı olmakla birlikte, hastalarda genellikle inhaler kullanımından sonra verilen nefeste önceki ölçüme göre % 15 ‘lik bir artış saptanır.                                                                                Başa Dön

Diğer Solunum Testleri

Sprimetriye ek olarak, akciğer hastalıklarının tanısı ve değerlendirilmesinde kullanılan birçok solunum testi bulunmaktadır. Daha karmaşık olanları genellikle hastanelerin solunum fonksiyon laboratuarlarında bulunurlar.
Gaz değiş tokuş ölçümleri, akciğerlere dolan havanın ne düzeyde kan dolaşımına geçtiğini saptarlar. Bu testle hasta küçük bir miktar “işaretlenmiş gaz”'ı (karbon monoksit) içine çeker daha sonra hastadan nefesteki gazları analiz edebilen bir cihaza yavaşça nfes vermesi istenir. Amfizem ve akciğer fibrozunda akciğerlerde gaz değiş tokuşu bozulmuştur.
Akciğer hacimlerinin hassas ölçümleri bir “vücut kutusu” yardımı ile yapılabilir. Hasta hava geçirmeyen bir kabinde oturur ve bir ağız aygıtı vasıtasıyla nefes alır. Genellikle 15-30 dakika süren bu test amfizem ve akciğer fibrozu gibi akciğer hacimlerinin değiştiği hastalıkların tanısında kullanılır.
Egzersiz testi sabit bir bisiklet veya yürüme bandında egzersiz sonrası akciğer fonksiyonlarını ve oksijen ve karbondioksit düzeylerini saptama olanağı sağlar. Hasta test esnasında bir kayıt cihazının içine nefesini alıp verir. Egzersiz esnasında nefes darlığının temel problemi teşkil ettiği hastalarda kullanılan bir incelemedir. Bu yöntemle hekim benzer şikayetlere neden olan kalp ve akciğer hastalığını birbirinden ayırabilir.

Alerji ve Cilt Testleri
Cilt testleri, alerjiniz olup olmadığını ve nelere karşı alerjik olduğunuzu saptamaya yarar.
Ön koda bir bölgeye, alerji yaptığı bilinen bir madde içeren bir damla sıvı damlatılır ve bu bölgede steril bir iğne ile küçük bir çizik yapılır. Genellikle bir çok çözelti kullanılır. Bunlar çim polenleri, ev tozu, ev tozu akarı, kedi ve köpek alerjenleri, küf mantarı içerir. Genellikle nötr bir solüsyon ve histamin (her zaman pozitif reaksiyon verir ve testin efektif olduğunu gösterir) ile de test yapılır.
Testin pozitif olması halinde, 15 dakika sonra bu bölgede kaşıntının eşlikettiği bir kızarıklık oluşur. Kızarıklığın ve kabarıklığın boyutları test eilen maddeye karşı alerjinin derecesini gösterir.
Test uygulanan kişilerin ortalama üçte birinde en az bir pozitif reaksiyon gözlenir. Saman nezlesi olan kişilerde çimen polenleri ile pozitif reaksiyon gözlenirken, yıl boyunca hırıltılı solunumu olan astım hastalarında evtozu akarlarına karşı duyarlılık saptanır.
Cilt testleri astımın alerjiye bağlı olup olmadığını gösterir. Bu testler hastalığı olumsuz etkileyen faktörleri de ortaya çıkarabilir.                                          

Bronkoskopi

Bronkoskopi, akciğerlerin bükülebilen, fiberoptik ve bronkoskop ismi verilen bir “teleskopla” muayenesidir.
Bu tetkik günlük pratikte uygulanmaktadır ve bir saat sürer. Diğer testlerle birlikte yapıldığında bazen hastanın hastanede kalması gerekli olabilir.
Tetkik esnasında rahatsızlığı azaltmak ve öksürüğü önlemek amacıyla lokal anestezik maddeler tatbik edilir. Hava yollarında ifrazatı azaltmak ve hastayı sakinleştirmek için diğer ilaçlarda kullanılabilir. İşlemden önce astım ve kronik bronşiti olan hastalarda olası bir hırıltılı solunumu engellemek için nebülizör kullanmak gerekir.
Bronkoskop buruna yerleştirilir ve buradan nefes borusu yoluyla akciğerlerin büyük hava yollarına doğru ilerletilir.
Tetkik esnasında biyopsi adı verilen doku örnekleri alınabilir veya tüpten sıvı zerk edilip daha sonra geri çekilerek akciğerlere ait yıkama materyali elde edilebilir. Bu materyaller daha sonra laboratuvarda incelenir.
Besinlerin nefes borusuna kaçmasını önlemek amacıyla 4-6 saat kadar lokal anesteziklerin etkisinin geçmesini beklemek, daha sonra yemek ve içmek uygundur.
Doku örnekleri alınmışsa, takip eden birkaç gün öksürükle kan gelebilir; bu normaldir.
Başa Dön
Akciğer Biyopsisi

Fiber optik bronkoskopi ile, ulaşılamayan akciğer bölgelerinden doku örneği alınmasının gerekli olduğu durumlarda, akciğer biyopsisi uygulanır. Bu genellikle ayakta yapılabilen bir araştırmadır.
Kaburgaların üzerindeki cilde bir lokal anestezik madde enjekte edilir. Akciğer doku örneği, kaburgaların arasından geçilerek akciğerlere ulaşan uzun ince bir iğne vasıtası ile alınır. Bu prosedürün, biyopsi yapılan bölgeyi görerek gerçekleştirilebilmesi amacıyla röntgen veya BT kılavuzluğunda yapılması gerekebilir.
Daha fazla miktarda doku örneğinin gerekli olduğu hallerde genel anestezi altında “açık akciğer biyopsisi” yapılabilir.
Açık biyopside örneğin alınabilmesi için göğüs kafesine 15 cm' lik bir kesi yapılması gerekir. Operasyon esnasında akciğerlerin genişlemesini sağlayabilmek amacıyla bir göğüs tüpü takılır ve bir iki gün sonra çekilir.
Açık biyopsi yapılan yapılan hastalar işlem sonrasında ortalama iki gün hastanede kalırlar.                                         
Astım Semptomlar

Astım hava yolarının daralmasına bağlı olarak gelişen solunum güçlüğüdür.
Astım çocukların %10' unda, erişkinlerin ise %5' inde saptanabilen çok yaygın bir hastalıktır. Sıklığı artmakta olup bunun sebebi bilinmemektedir. Astım her yaşta başlayabilir.
Astımın nedeni genellikle alerjik bir reaksiyon sonucu hava yollarında oluşan enflamasyondur. Enflamasyon hava yollarını aşırı derecede daraltır, hırıltılı solunum ve nefes darlığına neden olur. Astım hastalarında hava yollarının duvarları normalden kalın olup spazm gelişmesine yatkındır. Enflamasyon hava yollarındaki sinir dokusunu da etkileyerek öksürük ve göğüste sıkışmaya neden olur.
Astım semptomları tipik olarak gün boyunca değişkenlik gösterirler ve bir çok faktör tarafında tetiklenirler. Bunlar egzersiz, soğuk hava, gülme, keskin kokular, ev tozu veya çimen polenleri, kedi, köpek ve atlarla temas, duygusal stres, bzı hastalarda aspirin ve artrit için verilen diğer ilaçlardır.
Astım tipik olarak gece ağırlaşır ve sabahın erken saatlerinde hastayı uyandırabilir. Soğuk algınlığı gibi viral enfeksiyonlar ağır belirtilere neden olabilirler.
Başa Dön

Asıtm Tanı

Astım genellikle tipik semptomları, tetikleyen faktörler ve yakınmaların bronş genişletici –bronkodilatör-rahatlatıcı ilaç kullanımıyla geçmesi gibi özellikleriyle tanımlanır.
Tanı solunum fonksiyon testleri, zirve akım ölçümleri ve spitometri gibi hava yollarının daralmış olduğunu ve bronkodilatör kullanımıyla bunun düzeldiğini gösteren testler vasıtasıyla desteklenir.
Zirve akımı ölçümü astımda hava yollarının daralma derecesini göstermek açısından uygun bir yöntemdir. Hastalar verilen nefesin maksimum gücünü ölçen bir zirve akım ölçere üflerler. Bu aynı zamanda astımın tedavi ile ne derecede kontrol edilebileceğinin iyi bir göstergesidir. Zirve akım değeri ne kadar yüksekse astım o derecede iyi tedavi edilmektedir.
Spirometri, spirometre isimli bir cihaz kullanılarak akciğer fonksiyonlarının düzeyini gösterir. Bu tetkik esnasında derin bir nefes alınır ve sonra tüm hava olabildiğince güçle üflenir. Belirli bir zaman süresince üflenen hava miktarı bir kağıt çizelgeye veya elektronik ortama kaydedilir.
Bazen tanıyı desteklemek amacıyla histamin ve egzersiz testleri gibi daha karmaşık solunum fonksiyon testlerinin yapılması gerekebilir.
Histamin testi laboratuvar ortamında uygulanır. Bu testle artan miktarlarda histamin içeren spreyleri içine çeken hastada hırıltılı solunuma neden olan histamin dozu kaydedilir.


Astım tedavisi-semptomların giderilmesi

Astım tedavisi, semptomların giderilmesi ve hava yollarındaki enflamasyonun (iltihabın) kontrolü şeklinde özetlenebilir. Yakınmaları tedavi eden ilaçlar “rahatlatıcılar” (genellikle mavi renkli), iltihabı kontrol eden ilaçlar “önleyiciler” (genellikle kahverengi; kestane ve turuncu renkli olarak adlandırılırlar.
Rahatlatıcılar (bronkodilatörler) hava yollarını genişleten ilaçlardır. Bunlar hava yolu kaslarını gevşeterek yakınmaları giderirler.
En etkili rahatlatıcılar beta-agonistlerdir. Bu ilaçların inhaler şeklinde kullanılması hem semptomları hızla düzeltir, hem de tablet şeklinde kullanıma göre daha az yan etkiye neden olur.Kısa etkili beta-agonistler, semptomları ortadan kaldırmak için ihtiyaç duyulan sıklıkta kullanılırlar ve etkileri 4-6 ssat sürer. Uzun etkili beta-agonistler, (önleyiciler) tam etkinlik göstermediği zaman, daha uzun süreli etki sağlamak amacıyla günde iki kez kullanılırlar.
Diğer rahatlatıcılar, beta-agonistlere ek olarak inhaler şeklinde kullanılabilen ipratropium gibi anti-kolinerjik alanlar ve teofilin tabletleridir. Bu ilaçlar, beta-agonistler ve önleyiciler ile yeterli astım kontrolü sağlanamadığı zaman kullanılırlar.
Tedavi astım kontrolünün yeterliliğine bağlı olarak değişir. Yakınmaların ağırlığı, rahatlatıcı inhaler kullanım sıklığı ve evde yapılan zirve akımı ölçümleri tedavinin başarısını değerlendirmek için kullanılır.

Astım Tedavisi-Enflamasyonun Kontrolü

Astım tedavisi, semptomların giderilmesi ve hava yollarındaki enflamasyonun kontrolü şeklinde özetlenebilir. Yakınmaları tedavi eden ilaçlar “rahatlatıcılar”, iltihabı kontrol eden ilaçlar “önleyiciler” olarak adlandırılır.
En etkili önleyiciler inhale streroidlerdir. Bu ilaçlar düzenli olarak, genellikle günde iki kez kullanılırlar. Birçok astımlının gereksinim duyduğu inhale steroid dozları, tablet şeklindeki steroidlere göre çok ender olarak ciddi yan etkiye neden olur. Doz, astımı en iyi kontrol edebilecek şekilde seçilir ve daha sonra düşük dozlara geçilebilir.
Diğer önleyici ilaçlar kromoglikat ve nedokromildir. Bu ilaçlar inhale steroidler kadar etkili olmamakla birlikte, hafif astımda ve özellikle çocuklarda yararlı olabilirler. Genellikle günde dört kez inhlayon yoluyla alınırlar.
Astım kontrolünün güç olduğu bazı hastalarda teofilin tabletler ve zaman zaman steroid tabletler (genellikle prednizolon) gerekli olabilir.


Astımda Alerjenlerden Kaçınma

Alerjenler enflamasyona ve hava yollarında daralmaya neden olan alerjik bir reaksiyonu tetiklerler. Bu yüzden astım tedavisinin önemli bir kısmını, özellikle bu hastalığın semptomlarını ağırlaştırabildiği gösterilmiş olan alerjenlere maruz kalmayı  önlemek olur.
Astımı kötüleştiren en yaygın alerjenler, ev tozu akarlarıdır. Bu alerjene tüm yıl boyunca ve en sık yatak odalarında maruz kalınır.
Ev hayvanları astım semptomlarını artırabilen önemli unsurlardır. En ciddi alerjenler kedilerden kaynaklanır. Bu hayvanlar mümkünse evden uzaklaştırılmalıdır. Bir kedinin hiçbir koşulda astımlı hastanın yatağında uyumasına izin verilmemelidir.
Bitki polenlerinden tamamen kaçınmak zordur, fakat yatak odası pencereleri polen sezonunda kapalı tutularak bir ölçüde korunabilir. Küf mantarlarına karşı da korunmak güçtür, yaz sonu ve sonbaharda en yüksek düzeyde görülürler.
Bu korunma yöntemlerinin hiçbirisi tam başarı sağlamadığından hastalarda muhtemelen tıbbi tedavide gerekli olacaktır.

Ev Tozu Akarlarından Korunma

Yatak ve yastıkları kaplamak için akar geçirmeyen materyal (örneğin Goreteks) kullanılır. Bunlar genellikle pahalıdır ve kimyevi maddelerle ilgili kuruluşlardan edinilebilir.

Yastık ve yorganların terilen gibi sentetik maddelerle doldurulmuş olması tercih edilir.

Yatak odasını sık sık elektrik süpürgesi ve nemli bez ile temizleyin(standart elektrik süpürgeleş, ev tozu akarlarını da uzaklaştırabildiği ifade edilen özel elektrik süpürgeleri kadar etkilidir).
Halıları sentetik kaplama materyalleri, perdeleri ise jaluzi ile değiştirin.
Yatak odasından tüm kumaş kaplı mobilyaları uzaklaştırın.

Akut Astım Atakları

Astım atakları her zaman oluşabilir. Bu ataklar kendiliğinden gelişebildiği gibi,, soğuk algınlığı ve grip gibi viral enfeksiyonlar, fazla miktarda alerjene (örneğin bitki poleni sezonunda) maruz kalma veya önleyici ilaçların kesilmesi sonucu oluşabilirler.

Astım semptomları genellikle kademeli olarak kötüleşir, rahatlatıcı (beta-agonist) gereksinimi artabilir ve bu ilaçların etkisi veya etki süresi azalabilir.
Zirve akımı ölçüleriniz astım atağının ağırlık derecesini gösterir ve bu durumda kişisel eylem planı uygulanmalıdır.
Ağır bir astım atağı konuşmayı veya yemek yemeyi engeleyecek düzeyde nefes darlığına neden olabilir. Astım atağı ağırsa hemen acil tedavi için bir hastaneye başvurmanız gerekir.
Atak sonrasında tedaviye cevap, zirve akımı ölçümleri ile izlenir. Tatmin edici bir rahatlama sağlanıncaya kadar nebülizör tedavisini birkaç kez tekrarlamak gerekebilir.
Atak kontrol altına alındıktan sonra, steroid tabletlerine zirve akım değerleri normale dönünceye kadar (genellikle 1-2 hafta) devam edilmelidir. Hastaneden taburcu olduktan sonra düzelmenin devam edip etmediğini takip etmek amacıyla zirve akım ölçümüne evde devam etmek gerekir. Zaman zaman steroid dozunu yeniden arttırmak gerekebilir.


Ağır Astım Atağının Tedavisi


  1. Ağır atağın tedavisi hekiminizin muayenehanesinde, ambulansta veya acil serviste başlayabilir.
  2. • Atağın ağır olması halinde, kanda oksijen düzeyi düşeceğinden maske yardımıyla oksijen verilmelidir.
  3. • Hava yolarını genişletme amacıyla beta-agonist ilaçlar bir nebülizör veya büyük hacimli ağız haznesi olan inhalerler (20 nefes) ile verilebilir. (tedaviye ilk cevabın yetersiz olması halinde beta-agonist ilaca bir anti-kolinerjik ilaç eklenebilir).
  4. • Steroid tabletlerine mümkün olduğunca erken dönemde başlanmalıdır. Bu ilaçlar başlangıçta enjeksiyonla verilebilir ve tabletlere daha sonra geçilir.

Kronik Bronşit

  1. • Kronik bronşit genellikle, sigara dumanı içindeki irritan maddelerin neden olduğu, hava yollarının enflamasyonudur.
  2. • Kronik bronşiti olan bazı hastalarda eş zamanlı olarak astım da bulunabilir.
  3. • Kronik bronşitin en etkin tedavisi sigaranın bırakılmasıdır. Sigara bırkıldıktan sonra üretilen balgam miktarı takip eden aylar boyunca yavaş yavaş azalır.
  4. • Kronik bronşitli hastalarda akciğer enfeksiyonlarına daha sık rastlanır. Normalde beyaz veya gri olan balgam rengi enfeksiyon esnasında sarı veya yeşile dönüşebilir.ve balgamda kan bulunabilir. Bunlara nefes darlığı ve hırıltılı solunum eşlik edebilir.
  5. • Akciğer enfeksiyonlarında genellikle bir iki hafta süreyle antibiyotik tedavisi gerekir.
  6. • Kronik bronşiti olan hastalara grip aşısı yaptırmaları önerilir. Çünkü grip hstalığı da akciğer enfeksiyonuna neden olabilir.

Sigarayı Bırakma Önerileri

  1. • Nikotin içeren sakızlar veya flasterler sigarayı bırakmanıza yardımcı olabilir. Flasterler bu açıdan daha etkilidir. Her ikisi de reçeteyle satın alınabilmektedir.
  2. • Bu amaçla kurulmuş olan klinikler veya telefon hatları destekleyici olabilir.
  3. • Hipnoz zaman zaman faydalı olabilir.
  1. Bronşektazi ,
  1. • Bronşektazi, akciğer hava yollarının genellikle uzun süren şiddetli bir göğüs enfeksiyonu bazen de kistik fibrozis nedeniyle genişlemesidir.
  2. • Bronşektazi sürekli öksürük ve sarı-yeşil balgam çıkarma ile karakterizedir. Bu belirtilerin şiddeti enfeksiyon arttığında fazlalaşabilir.
  3. • Bronşektazi tedavisi sürekli günlük antibiyotik kullanımı ve balgam çıkartmaya yarayan fizyoterapiden oluşmaktadır. Bazen antibiyotikler yalnızca balgam miktarı arttığında verilirler. Bunun nedeni sürekli antibiyotik tedavisinin bu ilaçların etki etmediği bakterilerle enfeksiyona yol açabilmesidir.
  4. • Fizyoterapi vücuda akciğerlerdeki balgamın daha rahat boşaltılabilmesini sağlayabilecek uygun pozisyonun verilmesidir. Bir fizyoterapist size bu konuda yardımcı olacaktır.
  5. Kronik obstrüktif akciğer hastalığı ve amfizem
  6. • Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) sigara içen bazı kişilerde görülen ve hava yollarının ilerleyici daralması ile tanımlanan bir hastalıktır. Bu daralma amfizem nedeniyle veya kronik bronşitli hastalardaki balgam artışı hava yollarındaki nebleşme onucu oluşur.
  7. • Amfizem akciğer dokusunda tahribat yapan kimyasal maddeler içeren sigara kullanımı sonucunda oluşur. Küçük hava yollarının etrafındaki elastik akciğer dokusunun kaybı bu yapıların daha kolay kapanmasına neden olur. Alveol hasarı sonucunda ise gaz değişimin, sağlayan akciğer dokusu azalır.
  8. • KOAH' ın belirtisi eforla gelen ilerleyici nefea darlığı olup bazen istirahat halinde bile bulunabilir. Semptomlar genelde yıllar içerisinde artar fakat bir akciğer enfeksiyonu sonrasında da kötüleşebilir.
  9. • Kronik bronşit kökenli KOAH hastalarında öksürük ve balgam (müköz veya pürülan) artışı görülebilir. Tablo ağırsa kalbin yüklenmesine bağlı olarak ayak bileklerinde ödem oluşabilir.
  10. • KOAH' ın ilerlemesini engelleyen asıl tedavinin sigaranın bırakılması olduğu kanıtlanmıştır. Ayrıca inhaler veya nebülizör yoluyla verilen bronkodilatatör (rahatlatıcı) ilaçlar da fayda sağlayabilir.
  11. • Akut ataklar sıklıkla bir akciğer enfeksiyonu sonucunda oluşurlar ve genellikle antibiyotiklerle tedavi edilirler.


Akciğer Enfeksiyonları ve Pnömoni

  1. • Akut trakeit nefes borusunun enfeksiyonu sonucu oluşur. Bu ağrılı öksürük ve göğüs kemiği arkasında ağrı hissedilmesine neden olur. Trakeit genellikle viral bir enfeksiyon sonucu oluşur, ağrı ve öksürük kesiciler dışında spesifik bir tedavisi yoktur. Balgam sarı renkli olmadıkça antibiyotikler gerekli değildir.
  2. • Akut bronşit hava yollarının enfeksiyonu sonucu oluşur. Virus enfeksiyonu sonrasında gelişebilir ve sigara içenlerde daha sık görülür balgam sarı renkli olmadıkça antibiyotikler gerekli değildir.
  3. • Pnömoni akciğerlerin enfeksiyonudur. Röntgen filminde akciğerlerin bir lobunda bulunan (lober pnömoni) veya yama tarzında dağılım gösteren (bronkopnömoni) beyaz gölge veya gölgeler saptanır.
  4. • Pnömoni nefes darlığı, öksürük ve sarı veya yeşil renkli balgama nedenolabilir. Akciğer zarının iltihabi olan plöraziye bağlı ağrı olabilir. Enfeksiyonun diğer belirtileri olan yüksek ateş, terleme, iştah kaybı, yorgunluk ve halsizlik genellikle tabloya eşlik eder.
  5. • Pnömoni tedavisini antibiyotik ve sıvı alımı oluşturur. Eğer ağırsa veya alışılmamış bir enfeksiyona bağlı ise, tedavinin damar yoluyla uygulanabileceği bir hastaneye sevk edilmeniz gerekir.

 

Tüberküloz

  1. • Tüberküloz mycobacterium tuberculosis adı verilen bakterinin neden olduğu bir enfeksiyondur. Hastalık yavaş ilerler ve bunun sonucunda geç tanı konur.
  2. • Akciğerler enfeksiyonun en sık bulunduğu yerdir. Belirtileri kuru öksürük ve bazen az miktarda ve kanlı olabilen balgamdır. Kilo kaybı, hafif ateş ve halsizlik eşlik edebilir.
  3. • Akciğer filminde genellikle akciğerlerin üst bölümlerinde kavite içeren tipik bir gölge saptanır. Tüberküloz bakterisi mikroskopla tetkik edilen balgam örneğinde görülebilmekte birlikte, genellikle laboratuvar ortamında sekiz haftada üretilerek de kültürle tanı konması gerekir.
  4. • Tanı şüpheli ise cilt testi (Mantoux testi) yapılır. Bu test tüberküloz bakterisi ekstresi ihtiva eden bir çözeltinin cilde enjeksiyonu ile yapılır. 24 saat sonra bu bölgede kızarıklık ve şişlik olması halinde test pozitiftir.
  5. • Tüberküloz özel ilaçlarla tedavi edilir ve bakterilerin tedaviye dirençli hale gelmelerini engellemek için en az üç ilaçla birlikte kullanılır. Hastanın ilaçları düzenli kullanması ve göğüs hastalıkları kliniğinde izlenmesi gerekir.
  6. • Tüberküloz bulaşıcı olduğundan, hastanın temasta bulunduğu kişilerde bu açıdan taranmalıdır. Bunun için akciğer filmi ve cilt testi yapılması gerekir.



Plörezi ve Plevral Efüzyon

  1. • Plörezi akciğerleri saran plevra zarının enflamasyonudur. Genellikle bir pnömoniye bağlı olarak oluşmasına rağmen akciğer damarlarındaki bir kan pıhtısı (pulmoner emboli) veya kendiliğinden de gelişebilir.
  2. • Plörezi nefes alma veya öksürmekle artan keskin bir göğüs ağrısına neden olur. Ağrı tipik olarak şiddetlidir ve göğüs kafesinin belirli bir bölgesinde hissedilir.
  3. • Plevral efüzyon plevra zarları arasında bulunan boşlukta sıvı toplanmasıdır. Bir pnömoni odağının üzerinde bulunan plörezi nedeniyle oluşur. Gelişim bazen yavaştır ve akciğerlere bası yapabilecek düzeyde artan sıvı nedeniyle tek belirtisi nefes darlığı olabilir.
  4. • Zeminde yatan neden araştırmak için sıvıdan örnek alınması veya nefes darlığını azaltabilmek amacıyla bir kısmının boşaltılması gerekebilir.
  5. • Cilde lokal bir anestezik madde enjekte edilir ve sonra plevra boşluğuna bir iğne yerleştirilir sıvı enjektöre çekilir. Bazen bir litreden fazla sıvı alınabilir. Eğer sıvı toplanması tekrarlarsa işlem tekrar uygulanabilir.
  6. • Bazen plevral efüzyon enfekte olabilir ve sıvı cerahatli hle gelbilir. Buna ampiyem ismi verilir. Tedavisi sıvının sık sık drenaj ve güçlü antibiyotiklerin kulanımı ile yapılır. Eğer sıvı, oluşmuş olan “cep” lerde toplanmışsa, boşaltmak zor olabilir. Bu takdirde ameliyat gerekebilir.


Pnömotoraks

  1. • Pnömotoraks akciğerlerin büzülmesidir ve genellikle bu organ yüzeyindeki bir hava sızıntısından kaynaklanır.
  2. • En sık görülen şekli (örneğin trafik kazası) travma olup tüberküloz, pnömoni veya ağır bir astım atağı gibi akciğer hastalıklarında da oluşabilir.
  3. • Pnömotoraksın belirtisi akciğerlerin büzülmesi sonucu oluşan nefes darlığı ve göğüs ağrısıdır.
  4. • Tedavisi havayı boşaltmak için göğüs dreni yerleştirilmesini içerir. Lokal anestezik madde cilde enjekte edilir ve keskin uçlu bir iğne plevra boşluğuna sokulur. Daha sonra bir drenaj tüpü plevral boşluğa geçirilir ve akciğerler tamamen genişleyene kadar birkaç gün hava emilir-süreç akciğer filmi ile kontrol edilir.
  5. • Eğer pnömotoraks tekrarlarsa ameliyat gerekebilir. Bu işlemde plevra boşluğu, plevra zarları bazı maddelerle irrite edilerek ortadan kaldırılabilir. Akciğerler göğüs kafesine yapışır ve bu şekilde akciğerlerin büzülmesi engellenir.

Pulmoner Emboli

  1. • Akciğer embolisi, vücudun herhangi bir yerinde,fakat en sık olarak bacakların derin venlerinde oluşan, kan yoluyla akciğer damarlarına ulaşan kan pıhtılarının bu damarları tıkamasıyla oluşur.
  2. • Kan pıhtıları özellikle uzamış yatak istirahati gerektiren hastalıklarda oluşur. Bazı hastalıklarda ve doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda pıhtı oluşumu kolaylaşır.
  3. • Akciğerlere ulaşan pıhtı dolaşımı engelleyebilir ve organ hasarı oluşabilir, bu da şiddetli ağrı ile seyreden plöreziye ve kanlı öksürüğe neden olabilir.
  4. • Bu olayın tekrarlanması veya büyük pıhtılar zararı artırabilir, dolaşımı etkileyebilir ve kalpte yüklenmeye neden olabilir.
  5. • Pulmoner emboli kan sulandırıcı ilaçlarla tedavi edilir. Başlangıçta uygulanan heparin enjeksiyonlarını, warfarin tabletleriyle tedavi izler. Bu ilaçlar kullanıldığı süre içinde doğru dozun verildiğinden amin olmak için düzenli olarak kan testleri uygulanmalıdır.
  6. • Pıhtı oluşturma açısından yüksek risk taşıyan hastalarda kan sulandırıcı ilaçlar önleyici olarak kullanılabilir. Bu tedavi operasyon öncesinde uygulanabildiği gibi, sürekli pıhtı oluşan hastalarda daha uzun süreli de uygulanabilir.

 

Akciğer tümörleri ve Kanserler

  1. • Akciğer tümörü bu organ içinde yerleşmiş bir oluşumdur ve akciğer filminde genellikle solid bir gölge olarak görünür.
  2. • Selim tümörler genellikle yavaş büyüyen ve kötü huylu olmayan oluşumlardır. Hava yolarını tıkayabildiklerinden, genellikle ameliyat ile tedavi edilirler.
  3. • Habis tümörler veya kanserler sürekli büyürler ve kan yoluyla akciğerin veya vücudun diğer bölgelerine yayılırlar. Akciğer kanserlerinin büyük çoğunluğu sigara içimiyle ilişkilidir.
  4. • Bazen bağırsak, meme, prostat gibi vücudun diğer bölgelerinden kaynaklanan kanserlerin akciğerlere yayılımı sonucu bu organda malign oluşumlar gözlenebilir.
  5. • Akciğer kanseri göğüs ağrısı, öksürük veya kanlı öksürük gibi bu organa yönelik belirtilerin dışında kilo kaybı ve halsizlik gibi genel semptomlara da neden olabilir.
  6. • Akciğer dışına yayılım kemik ağrıları ve karında rahatsızlık ve ağrıyla karakterize olan karaciğer büyümesine de neden olabilir.
  7. • Akciğer kanserine göğüs filmi ile de tanı konabilmesine rağmen, bronkoskopi veya akciğer biyopsisi ile elde edilen doku örneğinin incelenmesi de gerekebilir. Tedavi planı açısından önemi olduğundan mikroskopla yapılan inceleme ile kanserin tipinin belirlenmesi gerekir. • Kanserin büyüklüğünün tayini, lenf bezleri, karaciğer ve kemik gibi akciğer dışı organlara yayılımın olup olmadığının saptanması için diğer görüntüleme yöntemlerine de başvurulması gerekebilir.

 

        Akciğer Kanserinin Tedavisi

  1. • Akciğer kanserinin tedavisi tümörün tipine ve yayılımın olup olmamasına bağlı olarak değişir.
  2. • Eğer tümör çok küçükse ve yayılımı yoksa ameliyatla akciğerin tutulan bölgesi çıkarılabilir.
  3. • Yayılımı olan kanserin temel tedavileri radyoterapi ve kemoterapidir. Bu iki tedavi kombine edilebilir.
  4. • Radyoterapi ilgili bölgeye X-ışınları göndererek tümörü küçültmeyi hedefler. Bu yöntem kemik gibi diğer organlara yayılmış tümörlerin tedavisinde de kullanılır. Tedavi genellikle ayaktan olup haftada bir kez uygulanır ve belli bir döneme yayılır. Maalesef bulantı ve kusma gibi yan etkileri görülebilir.
  5. • Kemoterapi, belirli bir dönem boyunca “kokteyl” şeklindeki kanser ilaçları ile yapılan tedavidir. Bu genelde birincil tümörü, veya yayılım varsa ikincil tümörlerin küçülmesini sağlar. Hastalar ayaktan veya yatırılarak tedavi edilirler.
  6. • Kemoterapinin bulantı kusma gibi hoş olmayan yan etkileri vardır ve özel tedavi gerektirir. Saç dökülmesi de sıktır.
  7. • Kemoterapi ve radyoterapi sonrasında oluşan bulantı için, buna yönelik ilaçlar ve ağrı için morfin gibi güçlü ağrı kesiciler gerekebilir.

 

Kistik Fibroz

  1. • Kistik fibroz en sık görülen kalıtsal hastalıktır. İngiltere nüfusundaki sıklığı 1/2000'dir. Genellikle çocukluk çapında rastlanmasına rağmen tanı zaman zaman erişkinlerde de konulabilmektedir.
  2. • Kistik fibroz hava yolu, pankreas ve bağırsak epitelindeki salgıları kontrol eden genlerdeki bir bozukluktan kaynaklanır.hava yolu salgıları aşırı derecede katıdır ve bağırsakta besinlerin emilimi bozulmuştur.
  3. • Hastalığın en sık belirtilerinden biri akciğerlerin kronik enfeksiyonudur (bronşektazi). Fazla miktarda, sarı-yeşil ve yapışkan bir balgam mevcuttur. Bu da ilerleyici nefs darlığına neden olur.
  4. • Hazım için gerekli maddeleri salgılayan pankreasın işlev bozukluğu besin emiliminin bozulmasına neden olur. Bu da beslenme yetersizliği ile sonuçlanır. Bazı hastalarda şeker hastalığı da oluşabilir.
  5. • Kistik fibrozun tetkiki akciğer röntgeni ve ter testi ile yapılır. Bazı özel merkezlerde kan örneği ile yapılan testler ile DNA'daki bozukluk gösterilebilir.
  6. • Ter testinde cilde hastayı rahatsız etmeyecek düzeyde elektrik akımı verilerek terleme sağlanır. Ter toplanır ve tuz içeriği belirlenir. Kistik fibrozlu hastalarda terde tuz miktarı sağlıklı kişilere göre artmış bulunur.
  7. • Antibiyotik tedavisi ile başarı elde edilebilmesine rağmen hastalık genellikle yavaş yavaş kötüleleşir.


Kistik Fibrozun Tedavisi

  1. • Kistik fibrozun tedavisi akciğer enfeksiyonlarının kontrolünü ve besinlerin hazmının düzeltilmesini sağlar.
  2. • Antibiyotikler akciğer enfeksiyonuna neden olan bakterilere karşı etkilidir. Bunlar tablet şeklinde veya enfeksiyon ağırsa nebülizör yoluyla kullanılabilir.
  3. • Katı e yapışkan balgamın yumuşatılması nebülizör youyla verilen DNAaz (Pulmozyme®) yararlı olabilir. Tüm hastalarda etkili olmadığından dört haftalık bir deneme haftası ile başlanabilir.
  4. • Yapışkan solunum salgısının boşaltılması açısından fizyoterapi çok önemlidir.
  5. • Yemeklerden önce verilen pankreas enzim preparatları besinlerin emilimini düzeltebilir. Tedaviye sıklıkla vitaminler de eklenir.
  6. • Hastalık çok ağırlaştığında akciğer transplantasyonu, özellikle transplantasyon sonrası için öngörünün olumlu olduğu hallerde en iyi tedavi yaklaşımıdır.
  7. • Gen manüpülasyonu şeklindeki ileri tedavi yaklaşımları henüz araştırma aşamasındadır ve yerleşik tedavi stratejisi olması için uzun bir zaman gerekecektir.



İnhaler Cihazlar

  1. • İnhaler tedavisi astım ve KOAH' ta kullanılan en uygun tedavi yöntemidir. Bu yöntemle ilaçlar doğrudan akciğerlere ulaştığından yan etki riski azdır. Cihazların doğru kullanılması önemlidir.
  2. • Nefes almakla cihaz kullanımı arasındaki zamanlamayı yapmakta güçlük çeken hastalar için otomatik ayarlı dozlu inhalerler bulunmaktadır. Otomatik inhalerler manuel inhalerler gibi kullanılır fakat bunlarda ilaç hasta nefesini çine çektiğnde otomatik olarak püskürür(cihaz çalıştığında bir ‘klik' sesi duyulur).
  3. • Büyük hacimli hazneler, manuel inhalerler ile birlikte kullanım içindir. Bu hazne inhaler tarafından püskürtülen bir duman için bir rezervuar görevi yapar. Hazne kullanımı daha fazla miktarda ilacın akciğerlere ulaşmasını sağlarken, ağız içinde kalan miktarı çok azdır. Bu özellikle steroid kullanımı açısından önem taşır.
  4. • Büyük hacimli hazne kullanırken inhaler her zamanki gibi kullanılır. Her defasında bir doz alınmalıdır. Hazneler özellikle çocuklarda bir yüz maskesi ile birlikte kullanılabilir.
  5. • Doz ayarlı inhalerlere göre kullanımları daha kolay olduğundan kuru tozlu inhalerler gittikçe daha popüler olmaktadır.

 

İnhaler nasıl kullnılır?

  1. • Kapağını çıkarın ve inhaleri çalkalayın.
  2. • Derin bir nefes verin.
  3. • Ağız kısmını ağza yerleştirin ve cihazı çalıştırırken yavaşça nefes alın (kutuya tepesinden aşağı doğru bastırın)
  4. • Akciğerleriniz dolana kadar nefes alın.
  5. • İlacın akciğerlerin uzak noktalarına ulaşabilmesini sağlamak için nefesinizi 10'a kadar sayarak tutun.
  6. • Her defasında bir tek doz kullanılmalıdır.

 

Ev Nebülizörleri

  1. • Ağır hava yolu tıkanıklığı olup inhaler kullanmakta güçlük çeken hastalar ve çocuklarda nebülizörler ağır astım ataklarının tedavisi için uygun cihazlardır.
  2. • Bu cihazlar kistik fibrozlu hastaların antibiyotik tedavilerinde ve AIDS hastalarında, Pnömosistitis kariniye bağlı pnömonilerin önlenmesinde yararlıdır.
  3. • Evde kullanım için iki tip nebülizör bulunmaktadır. Bunların birinde elektrikli bir kompresör, diğerinde ise ultrasonik titreşim aygıtı bulunur.
  4. • Nebülizörler ile bir çok ilaç tatbik edilebilir. Bunlar cihaza bir şırınga ile ölçülü olarak koyulabilen veya tek kullanım için hazırlanmış ölçülü dozlardaki ilaçlardır.
  5. • Kullanımdan önce cihazın fişi takılır. İlaç çözeltisi nebülizör haznesine boşaltılır ve kapağı kapatılır. Makine çalıştırılır. Oluşan buhar bir ağızlık veya yüz maskesi kullanılarak içe çekilir. İlaç bittiğinde nebülizörden bir tıkırtı sesi duyulur (bu genellikle on dakika zaman alır ve cihazda az bir miktar sıvı kalır).
  6. • Nebülizörün bakımı önemlidir. Ağızlık kısmı veya yüz maskesi kullanım sonrasında ılık suyla yıkanır ve nebülizör kurulanır.


    Evde Oksijen Tedavisi
  1. • Özellikle kalbin yüklenmesine neden olan ağır akciğer hastalığı bulunan hastalarda, evde oksijen tedavisi uygulanabilir. Evde oksijen tedavisi nefes darlığını azaltır ve ev ortamında kalmayı sağlar.
  2. • Bu tedavi önerilmeden önce hasta dikkatle değerlendirilmelidir. Oksijen alırken ve oksijensiz olarak yapılan egzersiz testleri ve kanda oksijen düzeyi ölçümleri gerekir.
  3. • Evde oksijen tedavisi iki şekilde yapılabilir. Geleneksel yöntem sıvı içeren tüplerin kullanımıdır. Yakın zamanda havadaki oksijeni konsantre edebilen cihazlar geliştirilmiştir. Bu cihazlar yaklaşık buzdolabı büyüklüğündedir.
  4. • Oksijen tutuşabileceğinden dolayı evde oksijen tedavisi sigara içmeye devam eden hastalara önerilmemektedir.

 

 

Hizmetlerimiz

Uyku Bozuklukları
Arastırma Unitesi

f Diyet ve Beslenme